29 İngilizce Atasözü ve Anlamı

29 İngilizce Atasözü ve Anlamı

Atasözleri, her ne kadar günümüzden önceki dönemlerde keşfedilmiş olunursa olunsun; her dönemde bir karşılığı olan ve yaşanmışlık sonucu ortaya çıkan sözlerdir. Üstelik atasözleri yalnızca Türkçede değil; İngilizcede de sıklıkla kullanılmaktadır. Her dilde kendine özgü biçimlerde bulunan atasözlerinde İngilizce atasözlerini bilmek, etkili ve anlaşılır bir iletişim kurmak ve İngiliz kültürüne hakim olmak için son derece önemlidir.

İngilizce öğrenen herkesin, kendilerine söylenen cümleleri anlaması ve sağlıklı iletişim kurmaları için İngilizce atasözleri ve deyimlerini bilmeleri şarttır. Hazırlanan İngilizce atasözleri içeriğinde, İngilizce atasözleri ve Türkçe anlamları verilmiştir. Aşağıdaki İngilizce atasözleri ve anlamlarını inceleyerek en yaygın kullanılan İngilizce atasözlerini öğrenebilirsiniz.

En Çok Kullanılan İngilizce Atasözleri

Atasözleri kavram olarak, yıllarca yaşanan deneyimler sonucu ortaya çıkan bilgece düşünceler, genel kurallar ya da özlü sözlerdir.  Her toplumda kendine özgü birtakım atasözleri bulunmaktadır. İngiliz kültüründe de yaygın olarak kullanılan İngilizce atasözleri tamamen İngiliz toplumunun yaşam tarzından kaynaklı olarak ortaya çıkmıştır.

Ancak İngilizce atasözleri ve Türkçe karşılıkları olarak düşünüldüğünde pek de mantıklı cümleler ortaya çıkmamaktadır. İngilizce atasözlerini birebir Türkçeye çevirmekten ziyade, İngilizcede kullanıldığı şeklinde İngilizce atasözleri ve anlamlarını bilmek daha doğru olacaktır.

İngilizce çalışan kişilerin atasözleri İngilizce konusunu bilmesi son derece önemlidir ancak her atasözünü bilmek neredeyse imkansıza yakındır. Bu nedenle İngilizcede en çok kullanılan İngilizce atasözlerini ve Türkçe karşılıklarını öğrenmek ilk etapta yeterli olacaktır. İngilizcede en popüler 29 İngilizce atasözü ve anlamını inceleyebilir ve kurulan cümle örneklerine de bakabilirsiniz:

1. “You can’t judge a book by its cover.”

  • Türkçesi: Bir kitabı kapağına bakarak yargılama.
  • Anlamı: Bir kitabı kapağına göre yargılama şeklinde çevrilen bu İngilizce atasözü, aslında hiç kimseyi veya hiçbir şeyi dış görünüşüne bakarak yargılamamak anlamına gelmektedir.
  • You shouldn’t be biased. You can’t judge a book by its cover.
    Önyargılı olmamalısın. Hiç kimseyi dış görünüşüne göre yargılayamazsın.

2. “You can’t make an omelette without breaking some eggs first.”

  • Türkçesi: Önce biraz yumurta kırmadan omlet yapamazsın.
  • Anlamı: Bir şeyi başarmak için ilk önce onun için ufak da olsa bir adım atmak gereklidir anlamına gelen bir İngilizce atasözüdür. İngiliz kültüründe yaygın olarak kullanılmaktadır.
  • Don’t forget! You can’t make an omelette without breaking some eggs.
    Unutma, küçük bir şey adım atmadan büyük bir şey yapamazsın.

3. “A leopard can’t change its spots.”

  • Türkçesi: Leopar, noktalarını değiştiremez
  • Anlamı: Bu atasözü İngilizcede vurgulanan temel şey, insanların kendi kişilik özelliklerini, bu özellikler olumsuz olsa dahi değiştiremeyecekleridir. “A leopard doesn’t change its spots” şeklinde de yaygın olarak kullanılmaktadır.
  • You can’t make a leopard change its spots, or hitch a fire horse to a milk wagon.
    Leoparın üzerindeki benekleri değiştiremezsin ya da vahşi bir atı sütçü beygiri gibi süremezsin.

4. “Every cloud has a silver lining.”

  • Türkçesi: Her bulutun gümüş bir çizgisi/kaplaması vardır.
  • Anlamı: Türkçede ‘’Her şerde bir hayır vardır.’’ olarak kullanılan bu atasözü, İngiliz kültüründe de oldukça yaygındır. Olan biten işin sonucu her neyse, kişinin elinden hiçbir şey gelmeyeceğini, yaşanan şeyleri her zaman iyiye yormak gerektiğini anlatmaktadır. Karşıdaki kişiye kötümser olunmamasını öğütlemektedir.  
  • Every cloud has a silver lining, Mrs.Yılmaz.
    Her kötülükte bir hayır vardır derler, Bayan Yılmaz.

5. “The grass is always greener on the other side of the fence.”

  • Türkçesi: Çitin diğer tarafındaki çim her zaman daha yeşildir.
  • Anlamı: Bu atasözünün Türkçede birkaç adet benzeri mevcuttur. ‘’Komşunun tavuğu komşuya kaz görünür”  ya da “Davulun sesi uzaktan hoş gelir”  ile benzer amaçlarda kullanılan bir İngilizce atasözüdür. Anlamı ise genel olarak aynı şeyin birinde bulunmasına karşın başkasındakinin her zaman daha değerli görünmesi durumudur.

6. “Two wrongs don’t make a right.”

  • Türkçesi: İki yanlış bir doğru etmez.
  • Anlamı: Anlamı her ne kadar ‘’İki yanlış bir doğru etmez.’’ şeklinde olsa da; aslında bu İngilizce atasözünün anlamı birisi sana her ne kadar kötü bir şey yaparsa yapsın sen de onu kötülükle karşılık vermemelisin.’’ biçimindedir.
  • If someone hit you, don’t hit back. You know two wrongs don’t make a right.
    Eğer biri sana vurursa sen de ona vurma çünkü senin de ona vurman, kötülükle karşılık vermen bir anlam ifade etmez.

7. “The pen is mightier than the sword.”

  • Türkçesi: Kalem kılıçtan keskindir.
  • Anlamı: Tıpkı Türkçede de aynı şekilde kullanılan atasözü, evrensel bir kullanıma sahiptir. Kalemin kılıçtan keskin olması; kişinin edindiği bilginin aslında çoğu şeyden daha değerli ve etkili olduğunu ifade etmektedir.
  • They used to say the pen is mightier than the sword.
    Kalemin kılıçtan keskin olduğunu söylerler.

8. “When in Rome, do as the Romans.”

  • Türkçesi: Roma’dayken, bir Romalı gibi yap.
  • Anlamı: Bu atasözünün kullanımı aslında daha önce hiç gidilmemiş bir yere gidildiğinde geçerlidir. Özellikle kişi yurt dışına çıktığında, oradaki insanlar nasıl davranıyor ve yaşıyorsa onlar gibi olmalı ve onlara uyum göstermelidir. Böyle yapan biri, seyahatinde oldukça rahat edecektir.
  • Who said, “When in Rome, do as the Romans do”?
    “Roma’dayken Romalılar gibi davranın” diyen sen değil miydin?

9. “The squeaky wheel gets the grease.”

  • Türkçesi: Gıcırtılı tekerlek yağ alır.
  • Anlamı: Türkçede daha çok “Ağlamayan çocuğa meme vermezler.” şeklinde kullanılan bu İngilizce atasözü, eğer bir şey hakkında şikayetçi olunursa daha iyi sonuçlar elde edileceğinden ve derdinin sona ereceğinden bahsetmektedir.
  • You just wait like that. The squeaky wheel gets the grease.
    Sen anca öyle bekle. Ağlamayana meme vermezler.

10. “Fortune favors the bold.”

  • Türkçesi: Şans, cesurdan yanadır.
  • Anlamı: Hayatta planlanan şey her ne ise, bu konuda cesur olunuyorsa başarıya ulaşmak kaçınılmaz olacaktır.
  • Be brave! Fortune favors the bold.
    Cesur ol! Şans, cesurdan yanadır.

11. “There’s no such thing as a free lunch.”

  • Türkçesi: Ücretsiz öğle yemeği diye bir şey yoktur.
  • Anlamı: Hayatta elde edilen hiçbir şey havadan/bedava olarak insanlara sunulmamakta; kişi istediği şeyler için birtakım çaba göstermelidir anlamına gelen bir İngilizce atasözüdür.
  • You should study hard. There’s no such thing as a free lunch.
    Çok çalışmalısın. Hayatta hiçbir şey bedava değil.

12. “You can’t make an omelet without breaking a few eggs.”

  • Türkçesi: Yumurta kırmadan omlet yapamazsın.
  • Anlamı: Tıpkı daha önce bahsedilen İngilizce atasözüne benzeyen bu atasözünde, bir hedefe giden amaç için, bazen kötü ya da görünürde kötü olan şeyleri yapmanın gerekli olduğu ifade edilmektedir.
  • Don’t worry! You can’t make an omelet without breaking a few eggs.
    Endişelenme! Birkaç yumurta kırmadan omlet yapamazsın, bazen kötü görünenler şeyleri de yapman gerekebilir.

13. “A watched pot never boils.”

  • Türkçesi: Başında beklenen su kaynamaz.
  • Anlamı: Hayatta bazı şeylerin zamanla çözüme ulaşması için, sabırsız davranıp durumu daha da zor hale getirmek yanlıştır. Böyle durumlarda beklenen her süre olduğundan daha uzun hissedilir anlamına gelen bir atasözüdür.
  • A watched pot never boils. You shouldn’t rush.
    Başında beklenen su kaynamaz. Acele etmemelisin.  

14. “When the going gets tough, the tough get going.”

  • Türkçesi: İşler zorlaştığında, gittikçe zorlaşır.
  • Anlamı: Türkçe çevirisinden de rahatlıkla anlaşılan bu atasözü, bir dönemde işler zorlaştığında tüm aksiliklerin de üst üste geldiğini ifade etmektedir.
  • When the going gets tough, smart people take a hike.
    İşler zora girdiğinde, zeki insanlar uçar gider.

15. “Keep your friends close and your enemies closer.”

  • Türkçesi: Dostunu yakın düşmanını daha da yakın tut.
  • Anlamı: Birebir aynı anlamla Türkçede de kullanılan bu atasözü, bir insanın düşmanından gelecek sorunların önüne geçmesi için hazırlıklı olması ve onu göz ardı etmemesini anlatmaktadır.
  • If I’ve learned from my mom, it’s keep your friends close and your enemies closer.
    Ama annemden öğrendiğim bir şey varsa o da şudur: Dostlarını yakın, düşmanlarını daha da yakın tut.

16. “A picture is worth a thousand words.”

  • Türkçesi: Bir resim bin kelimeye değer.
  • Anlamı: Bazen uzun cümlelerle saatlerce anlatılabilecek bir durum ya da olayın tek bir resimle ya da küçücük bir şeyle anlatılabilmesi mümkündür.
  • Erez Lieberman Aiden says: Everyone knows that a picture is worth a thousand words.
    Erez Lieberman Aiden, bir resmin bin kelimeden değerli olduğunu herkesin bildiğini söyler.

17. “Never look a gift horse in the mouth.”

  • Türkçesi: Armağan edilen atın ağzına bakılmaz.
  • Anlamı:  Bedava olarak gelen hediye edilen şey her ne olursa olsun, onda kusur aramanın yersiz olduğunu ve yapılmaması gerektiğini ifade eden ve İngiliz kültüründe sıkça kullanılan bir atasözüdür. Türkçe düşünüldüğünde ‘’Üzümünü ye bağını sorma.’’ atasözüne de benzetilmektedir.
  • Don’t underestimate what is gifted to you. Never look a gift horse in the mouth.
    Sana hediye edilen bir şeyi küçümseme. Hediyede kusur aranmaz.

18. “You can’t always get what you want.”

  • Türkçesi: Her zaman istediğini alamazsın.
  • Anlamı: Kişinin istediği şeye her zaman sahip olmayacağını ifade eden ünlü bir İngilizce atasözüdür.
  • Well, you don’t always get what you want.
    Şey, her zaman istediğini alamazsın.

19. “If it ain’t broke, don’t fix it.”

  • Türkçesi: Kırılmadıysa tamir etme.
  • Anlamı: Bir şeyi fazla kurcama şeklinde çevrilebilecek bir atasözüdür. Eğer bir şey bozuk değilse, onunla uğraşmak sağlam olan bir şeyin bozulmasına da sebep olabilmektedir. Bu nedenle pek uğraşmamak her zaman için en doğrusudur.  
  • Can’t you see? There is no problem. If it ain’t broke, don’t fix it.
    Görmüyor musun? Bir problem yok. Bozuk değilse kurcalama.

20. “Practice makes perfect.”

  • Türkçesi: Pratik mükemmelleştirir.
  • Anlamı: Bir konuda pratik yapılması, o işin zamanla mükemmel olmasına katkı sağlayacaktır. Eğer bir şeyin en iyi olması isteniyorsa, onun için bolca çalışılmalıdır.
  • Practice makes perfect but perfect’s not workin’.
    Pratikle her şey mükemmel olur ama mükemmel olması yetmez.

21. “Easy come, easy go.”

  • Türkçesi: Kolay gelen, kolay gider.
  • Anlamı:  Bir şey eğer kolayca elde ediliyorsa, kolayca da kaybedilecektir anlamındaki bir İngilizce atasözüdür. Türkçede karşılığı olan atasözü ise “Haydan gelen, huya gider” olarak bilinmektedir. Yani emek harcamadan kolayca gelen şeyler, bir o kadar kolayca gidecektir.
  • Because easy come, easy go.
    Çünkü kolay gelen, kolay gider.

22. “Don’t bite the hand that feeds you.”

  • Türkçesi: Seni besleyen eli ısırma.
  • Anlamı:  Sana iyilik yapan birine kötülük yapma şeklinde tavsiye verici bir İngilizce atasözüdür. Ekmek yediğiniz ya da iyilik gördüğünüz bir kişiye nankörlük etmemeniz gerektiğini anlatmaktadır.
  • A word to the wise, son. Don’t bite the hand that feeds you.
    Sana bir tavsiye, oğlum. Seni besleyen eli ısırma.

23. “All good things must come to an end.”

  • Türkçesi: Her güzel şeyin bir sonu vardır.
  • Anlamı: İyi şeyler bir şekilde mutlaka biteceğini ifade etmektedir. Ancak burada amaç kişinin canını sıkmak değil, aslında bunun gayet normal bir süreç olduğunu vurgulamaktır.
  • It was a wonderful party! All good things must come to an end.
    Harika bir partiydi! Her güzel şeyin bir sonu vardır.

24. “If you can’t beat ’em, join ’em.”

  • Türkçesi: Eğer onları yenemiyorsan, onlara katıl.
  • Anlamı: Bir kişiyle girilen rekabette ikinci plana kalan kişinin yapması gereken, birinciye saygı duymalıdır. Türkçede bu atasözü ‘’Bükemediğin bileği öpmek’’ şeklinde bir deyim olarak kullanılmaktadır.
  • If you can’t beat them, join them.
    Eğer onları yenemiyorsan, onlara katıl.

25. “One man’s trash is another man’s treasure.”

  • Türkçesi: Bir adamın çöpü başka bir adamın hazinesidir.
  • Anlamı:  Herkesin çeşitli fikirleri olduğunu ve kişiden kişiye değerlerin değiştiğini anlatan bir İngilizce atasözüdür. Farklı insanların neyin değerli olduğuna dair her zaman farklı fikirleri olabileceğini ifade etmektedir.
  • They say one man’s trash is another man’s treasure.
    Derler ki bir adamın çöpü başka bir adamın hazinesidir.

26. “A chain is only as strong as its weakest link.”

  • Türkçesi: Bir zincir sadece en zayıf halkası kadar güçlüdür.
  • Anlamı: Bir şey ya da birisi ne kadar güçlü olursa olsun zayıf bir noktası yüzünden bütün gücünden olabilme olasılığını barındırmaktadır.  
  • Don’t be arrogant in vain! A chain is only as strong as its weakest link.
    Boşuna kibirlenme! Bir zincir en zayıf halkası kadar güçlüdür.

27. “You can lead a horse to water, but you can’t make him drink.”

  • Türkçesi: Bir atın suya gitmesini sağlayabilirsiniz ama onu içiremezsin.
  • Anlamı: Birisine herhangi bir konuda yol gösterilse ve akıl verilse de; kişi eğer istemiyorsa bunların hiçbirini yapmamaktadır. Türkçe atasözleri arasında bu İngilizce atasözü ‘’Taşıma suyla değirmen dönmez.’’ şeklinde bilinmektedir.
  • He still didn’t contact him about the job. You can lead a horse to water but you can’t make him drink.
    Hala işi hakkında iletişime geçmedi. Taşıma suyla değirmen dönmez.

28. “If you want something done right, you have to do it yourself.”

  • Türkçesi: Bir şeyin doğru yapılmasını istiyorsanız bunu kendiniz yapmanız gerekir.
  • Anlamı: ‘’Kendi ununu kendin öğüt.’’ Şeklinde Türkçede karşılık bulan bu İngilizce atasözü, kişinin bir şeyin doğru olmasını istiyorsa; bunu kendisinin yapmasını ifade etmektedir.
  • Let me handle my work myself. They say, if you want something done right, you have to do it yourself.
    İşimi kendim halledeyim. Ne demişler, bir şeyin doğru olmasını istiyorsan onu kendin yapmalısın.

29. “Good things come to those who wait.”

  • Türkçesi: İyi şeyler, onları bekleyenlere gelir.
  • Anlamı: Bir şey için beklendiğinde onun karşılığı illa ki alınacaktır İngilizce atasözü ve anlamıdır. ‘’Sabreden derviş muradına ermiş.’’ Şeklinde Türkçede karşılık bulmaktadır.
  • Good things come to those who wait.
    İyi şeyler, onları bekleyenlere gelir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İngilizcenizi Geliştirin

Türkiye'nin %100 başarı garantili tek online İngilizce kursunu ücretsiz deneyin.